BAŞKALARININ HAYALLERİ
Bu dünyadaki kaybolmuş ruhlara birileri kendi hayallerini belletiyor. Ne önemli kendi kimliğini inşa edebileceğin güvenli bir alana sahip olabilmek ilk gençlik yıllarında. Ama nerde. Herkes herkesin kendisi gibi olmasını istiyor. En özgürlükçü olduğunu iddia eden kişiler bile…
İyi de bu kaçınılmaz değil mi zaten? Boş bir levha olarak gelmiyor muyduk bu dünyaya? Çevreden gelecek bu bilgilere zaten muhtaç değil miyiz? İlla ki çevreden bir şeyler öğrenmeli değil miyiz yolun başında? Aslında öyle. Bir yere kadar muhtacız bu yol işaretlerine. Ve bu konuda tamamen objektif olmak da hiç mümkün değil. Seni yetiştiren illa ki kendinden esintiler de sunacak sana. İlla ki işin içine kendi düşüncelerinden, bakış açısından, doğrularından bir şeyler karışacak. Fakat burada önemli olan bu karışımların seviyesi.
Eğer bir çocuk yaşı ilerledikçe, düşünme ve sorgulama yetisi kazandıkça, özgürce ‘Ben böyle düşünmüyorum.’ diyemiyorsa, burada doz aşımı var demektir. Bir noktadan sonra ona öğretilenleri dönüştürerek kendi hayallerini kuramıyorsa, kendi düşüncelerini oluşturamıyorsa, başkalarının hayallerinin bir parçası olup çıkar. ’Biri’ onu ‘bir şey’ yapmak ister.
Burada en tehlikelisiyse örtük manipülasyondur. Zorbalıkla değil tatlılıkla öğretilenler… Küçük ruhlar böyle şeyleri asla bir tehlike olarak görmezler ve yaşları ilerledikçe öyle kemikleşmiş bir sistemin içinde bulurlar ki kendilerini, bunu fark etmek ve bunun dışına çıkmak neredeyse imkânsızdır.
Dünya henüz daha kendi hayallerini kuramamışken başkalarının hayallerini yüklenmiş yaralı ruhlarla dolu. Yorgunluklarının sebebini anlamadan hayaline, esasında başkalarının hayallerine, ulaşmak için çırpınan ruhlar… Çok genç yaşta hadım edilmiş hayal kurma yetenekleri… Yazık ki tüm hayatlarını onlara öğretilen bu hayallere göre yaşarlar, bunların kendi hayalleri olmadığını bilmeden…


